dogan hastanesi logo
Site Haritası
 
 

 
     
 
Doğan e-bülten  
 
 Geçmiş Bültenleri okumak için ilgili ay üzerine tıklayın.
 
2010 Yılı Bültenleri
   
2009 Yılı Bültenleri
2008 Yılı Bültenleri
2007 Yılı Bültenleri


Haziran 2009

. Havuz Keyfiniz Kabus Olmasın
. Kork Benden Sınav
. D Vitamini İçin Saatlerce Güneşte Kalmayın

HAVUZ KEYFİNİZ KABUS OLMASIN

Havuzlar insanların ortak kullandıkları bir alan olduğu için hastalık bulaştırmada etkili olabiliyor.Bir çok kalabalık topluluğun bir arada bulunması ve tüm vücuttaki floraların havuz suyuna geçmesi risk taşımaktadır. Havuza giren kişilerin burun florası, deri üzerindeki bakteriler, genital akıntılar, idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışabiliyor. Bu tip floralar normal özelliklere sahipken, deri üzerindeki mantarlar, çok zararlı bazı bakteriler, yarası olanların yara üzerindeki bakterileri havuz suyuna daha kolay bulaşıyor. Çocuklar ve hassas cilt yapısı olanlara bu tür bakteriler daha çabuk zarar verebiliyor. Bu tür vakalar denizde olmaz. Çünkü denizin kendi dezenfeksiyon özelliği var.Deniz suyundan enfeksiyon kapmazsınız.

Yaz aylarıyla beraber bu tür şikayetlerin artmasıyla Sağlık Bakanlığı’nın havuz sularının nasıl dezenfekte edilmesi ve klorlanması gerektiği konusunda bir yönetmelik yayınlanmıştır. “Buna göre;saça bone takılması, havuza girmeden önce duş alınması ve ayakların da dezenfektan sudan geçirilmesi gerekiyor." Havuzda en çok yayılan hastalıklardan biri de mantar. Özellikle ayaklar birçok mantar enfeksiyonu taşıyor. Dezenfektan su ayak yüzeyindeki mantarların bulaşmasını engellemektedir. Ayrıca ishal, idrar yolu enfeksiyonu, yara ve genital akıntısı olanlar havuza girmemelidir. Bu durumları bizim kontrol etmemiz mümkün değil. Kişinin, kendi sağlığı için havuza girerken dikkat etmesi gerekiyor.”
Havuz hijyeni için kullanılan klor dezenfektanlar içerisinde en mükemmel olanı, ancak mayoların rengini bozması gibi etkilerin yanı sıra miktarının fazla olması durumunda akciğerlerde toksik etki yaratması gibi istenmeyen bazı yan etkileri olabiliyor; az kullanıldığında ise dezenfektan özelliğini yitiriyor. O nedenle klorun miktarı çok önemlidir.

Çocuklarda daha çok dikkat gerekir
Özellikle büyük tatil köylerinin havuzlarında dikkat edilmesi gereken hususlar;“Böyle yerlerde insanlar özen göstermiyor. Çocuk havuzlarında çocukların idrar yapmaları bulaşıcı hastalıklara davetiye çıkarıyor. Bu konuda anne-babaların dikkat etmesi gerekiyor. Özellikle havuz iyi dezenfekte edilmemişse idrardaki hastalıklar bulaşabiliyor. Mesela viral menenjitler havuz suyuyla daha çabuk bulaşıyor.”

“Belediyelerin önerdiği klor miktarlarıyla, havuzun dezenfekte edildiğine dair belgenin tesis girişinde asılı olması gerekir. Bu belgeyi yetkiliye sormak havuza girenin hakkıdır”

 

KORK BENDEN SINAV

Milyonlarca genç Türkiye’de gelecek kaygısıyla 14 Haziran 2009'deki ÖSS’de ter dökecek…
Çocuklarımız korkmakta haklılar mı?
Strese girmeden bu sınav atlatılabilir mi??? Tüm bu soruların cevaplarını Doğan Sağlık Grubu Psikiyatri bölümünden Uzm. Dr.  Salman Ünlügedik ‘e  sorduk.
Sınav kaygısı; her öğrencinin yaşadığı önemli bir problem. Kaygı, korku ve stres, sınav tarihi yaklaştıkça öğrencilerin yoğun olarak yaşadıkları duygular. Ancak bunu aşılamayacak bir problem olarak görmemek gerekir. Sınav öncesi öğrencilerin üzerinde büyük bir yük söz konusu. Dersler birikmiş ağırlaşmış, buna karşılık beklentiler yükselmiştir. Bu gerilim içerisindeki öğrenciler çoğu zaman karamsarlığa ve ümitsizliğe düşer. Ardından da mücadeleyi bırakıp yenilgiyi kabul eder.
Sınavlarda başarılı olamayan pek çok gence bakıldığında zeki olmalarına rağmen başarısızlıklarının nedeni olarak kaygı ve stresi görmekteyiz. Başarılı olan öğrencilerde ise sınav öncesi olumlu düşünce gücünü kullandıkları göze çarpmakta.
Yapılan araştırmalar sınav öncesi yaşanan kaygı düzeyinin ameliyat öncesi yaşanan kaygı düzeyinden bile yüksek olduğunu göstermekte. Hayatımızda bu kadar önemsediğimiz, hatta bazı öğrencilerin dönüm noktası olarak gördükleri sınavın yarattığı kaygı nedir?  Uzmanlar kaygıyı; “kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı; bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumu” olarak tanımlamaktalar. Bir başka deyişle, kişi duygusal ya da fiziksel baskı altındayken ortaya çıkan bir tepkidir kaygı. Örneğin, topluluk karşısında konuşmaya başlayacağımız anda soluk alıp vermemizin hızlanması, terlemeye başlamamız, kalbimizin sesinin yavaş yavaş yükselmesi gibi. Bunlar hafif tedirginlik duygusuyla bizi rahatsız eden fizyolojik değişimler. Aynı ya da benzer tepkileri bizim için önem derecesi yüksek bir sınava girerken de yaşamaktayız.
Genel olarak insanlar kaygıyı gelecekle ilgili karamsarlık, başarısızlık, endişe, umutsuzluk, karışıklık duygularıyla birlikte dile getirirler. Sınav kaygısı da böyle başlar. "Sınavı kazanamazsam her şey biter, kazanamazsam hayatım mahvolur, herkese rezil olurum, yemek yiyemiyorum, uykularım kaçıyor, hayattan zevk alamaz oldum, başarısızlıktansa ölmeyi tercih ederim, " seklindeki düşünceler her yıl milyonlarca genç insanın sınav öncesinde yaşadığı ya da kafasından geçirdiği düşüncelerdir.
Aslında bütün bu kaygılar öğrencilerin sınava verdikleri anlam ve önemi de ifade etmekte. Burada özellikle üzerinde durulması gereken nokta; sınavın kişiliğin değerlendirilmesi değil, öğrencinin bilgi ve çalışmasının  değerlendirilmesi olduğudur. Öğrenci başarılı, istekli ise iyi öğrenmenin gerçekleştiği, başarısız ve isteksiz ise de iyi öğrenmenin gerçekleşmediği göze çarpmaktadır. Ama bahsettiğimiz gibi bunlar hiçbir zaman öğrencinin iyi insan ya da kötü insan olarak değerlendirilmesi anlamına gelmez. Burada önemli olan bireyin yaşam süreci boyunca bir takım iniş çıkışların olacağının farkında olmasıdır. Hayatımız boyunca bir çok sınavla karşılaşacağımızı üniversite sınavının ise bunlardan yalnızca bir tanesi olduğunu bilmek gerekir. Çünkü bunlar hayatımızın akışı içerisinde yaşadığımız gelip geçici birer adımdır. Unutmamız gereken bir diğer hususta bilgilerimizi iyi kullanabildiğimiz sürece aşılmayacak sınavın olmadığıdır.
Sınava Hazırlanan Gençlere Bazı Altın Öğütler
* Sınav başarısı birinci amacınız olmalı ama tek amacınız olmamalı.
* Düşünce ve endişeleriniz geriliminizi arttırıyorsa öğrenme yeteneğiniz buna bağlı olarak azalacaktır. Onun için olumlu düşünce gücüne sahip olmalısınız.
* Zihninizde yer eden endişe ve korkuları bir müddetliğine rafa koyun, sınav sonrası düşünün.
* Kazanamamak dünyanın sonu değildir. Kesinlikle başka bir çıkış yolu vardır.
* Stres var ama panik yapmayın.
* Geçmişteki başarılarınızı düşünün.
* Öğrenemediklerinizi değil öğrendiklerinizi hatırlayın.
* Az stres faydalıdır, öğrenmeyi artırır.
* Şimdi çalışma zamanı.
 * “Başarmam gerekir” değil “Başaracak gücüm var “ demelisiniz.

DOĞAN SAĞLIK GRUBU

Uzm. Dr. Salman Ünlügedik

 
D VİTAMİNİ İÇİN SAATLERCE GÜNEŞTE KALMAYIN

Güneşin sıcak yüzünü göstermeye başladığı bu günlerde, tedbirlerimizi de artık yavaş yavaş almamız gerekiyor.

Güneşin zararları kadar yararlarını da gözardı etmemek gerekir.Eller, yüz ve kolların 15-20 dakika güneş alması sonucu vücudumuzun yeteri kadar D vitamini depolamaktadır.

"D vitamini için saatlerce güneşte kalmamız gerekmez"

"İnsanlar güneşli dönemlerde kendilerini daha iyi hissederler. Güneşli havalar psikolojik rahatlama, canlılık getirir. O yüzden güneşi severiz. "Özellikle de güneşin ve denizin olduğubir yaz tatili hepimizi mutlu eder. Pozitif temas hoşlanılan bir duygudur. Güneş ışığının tende yarattığı ısı da dokunma hissi verir ve bizi rahatlatır. Güneş ışınları özellikle D vitamini üretimi ve dolayısıyla kemiklerimiz üzerine etkilidir. Ancak güneşlenmenin bu faydası için cildin küçük alanlarının (yüz, eller,kol gibi) kısa süreli güneşe maruziyeti (15-20 dakika) yeterlidir. Ayrıca D vitamini doktor kontrolunde ek olarak da kolaylıkla alınabilir. Bu nedenle çocuk ve yaşlılar için daha da önemli olan D vitamini yapımı için saatlerce güneşte kalmamız ve derimizin zarar görmesi gerekmez"

"Güneş ışınları sedef ve ekzemaya iyi gelir"

Yapay ve doğal güneş ışınlarının sedef ve egzema gibi bazı deri hastalıklarının da iyileştirilmesinde yardımcı olmaktadır.Bu amaçla kullanımı da mutlaka doktor kontrolunde olmalıdır. Uzun vadede yan etkiler oluşturabilir. Sedef ve egzema hastaları mutlaka doktor kontrolünde ne kadar ve hangi zaman aralığında güneşleneceğini doktora danışmalıdır. Güneş ışınlarının yan etkileri bronz tenin cazibesine kapılıp fazla dikkate alınmamakla birlikte bazen çok ciddi sonuçlar oluşturabilir. Güneşin bazı yan etkileri hemen ortaya çıkar. Özellikle beyaz tenli kişilerde dikkatsiz güneşlenmeler sonucu güneş yanıklarına sık rastlanır. Güneşe hassasiyet yaratan bazı ilaçların (doğum kontrol hapları gibi) kullanımı bir takım reaksiyonlara neden olabilir. Yine bazı deri hastalıkları güneşle şiddetlenebilir"

“Güneşten korunma çocukluk çağında başlamalı”

 "Kişilerin çoğu yaşam boyu güneşe maruziyetin yüzde 50-80'ini 18 yaşından önce tamamlamaktadır.Cilt kanseri gelişmesinde tüm yaşam boyunca maruziyetin yanısıra su kabarcığı oluşturacak kadar şiddetli güneş yanıklarının sayısı da önemlidir. Bu nedenlerle çocukların güneşten korunması çok önemlidir. Özellikle açık tenli kişiler güneşin zararlı etkilerinden daha fazla etkilenirler ve yan etkiler de daha fazla görülür. Bu kişilerin daha    dikkatli olması gerekir" dedi. 

"Uzun vadede güneş gözde katarakt ve deri kanserine neden olur"

"Uzun vadede güneş;ciltte kırışmalar, renk değişiklikleri, deri kanseri öncüsü bazı deşiğiklikler ve çeşitli deri kanserleri, gözde katarakt oluşumu gibi zararlı etkiler yapar."Ultraviyole ışınları etkisiyle serbest radikaller oluşmakta bunun sonucunda hücre çekirdeğinde kalıcı degişiklikler meydana gelmektedir. Güneş ışınları içinde yer alan Ultraviyole A ve B zararlı etkilerden sorumlu ışınlardır. Ultraviyole A (UVA) ;Düşük enerji seviyesine sahiptir. Güneş alerjilerine sebep olur. (camdan geçebilir) Tüm yıl boyunca kapalı havalarda ve binaların içinde de etkilidir. Ultraviyole B (UVB); Yüksek enerji seviyesine sahiptir. Güneş yanıklarından sorumlu morötesi ışınlardır.(camdan geçemez) Yazın daha fazla etkilidir."