Geride bıraktığımız yaz ayları çoğumuz için tatil ayladır. Deniz, güneş, kum, dinlenmek, eğlence ve tatilin tadına varmak, iş stresini, günlük sıkıntıları, şehir hayatının yorgunluğu atmak adına önemlidir.
Amacına ulaşılan, mutlu ve yorgunluğun atıldığı tatillerin ardından insanlar rahatlar ve mutlu olarak dönerler. Fakat bu tatillerin dönüşlerinde kişiler gerçeklerle karşılaştıklarında ve hayatın rutinine döndüklerinde depresif olabilir.
Tatiller iki türlü gruplandırılabilir:
* Tatilin beklendiği gibi hatta daha iyi geçmesi
* Tatilin beklendiğinden kötü geçmesi
Kişilerin tatile çıkmadan önce belleklerinde yarattıkları ve hayalini kurdukları tatili tam istedikleri gibi hatta bazen beklenenden çok daha iyi geçirmeleri tatil dönüşü sıkıntılara yol açabilmektedir. Tatil bittiğinde kişi gerçekliğe döneceğini düşünmediği ya da kabullenmediği takdirde; yorgunluk, tahammülsüzlük, sinirlilik, konsantrasyon zorluğu, iştahsızlık, uykusuzluk gibi sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir.
Bu tip tatiller uzadıkça kişi gerçeklikten daha da uzaklaşır ve böylece adaptasyon zorluğu çekmeye başlar. Tatil dönüşü ortaya çıkabilecek olan bu belirtileri azaltmak için; tatilin “yeni bir gerçeklik” değil, sadece bir “ara” olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca, tatilden dönüşte iş ve sorumluluklar dışında aktiviteler hazırlaması (konsere gitmek, yeni bir yemek kursuna başlamak, bir davet organize etmek vs.) ve iş yüklerinin mümkün olduğunca tatil öncesinden azaltılıp sonrasına rahat bir program yapılması sıkıntıları azaltabilir.
Tatilin beklendiğinden kötü geçmesi yada beklentileri karşılamamış olması özellikle kontrolde olma inancı, ve mükemmeliyetçi yapıya sahip kişilerde sıkıntılara yol açar. Bu yapıda olan kişiler istedikleri gibi geçmeyen tatilleri, eksiklik yada başarısızlık olarak algılarlar. Bu da onlar için kabulü zor bir durumdur ve depresif duygulara yol açar. Bu yapıdaki kişilerin beklentilerini yüksek tutmaması, tatillerinin istedikleri gibi geçmeyen tatilin kendi hatalarının olmadığını görmeye çalışmaları, mümkünse yeni bir tatil planlamaları önerilebilir.
ÇOCUKLARA ÖZEL CHECK-UP
Sağlıklı çocuklar sağlıklı nesiller…
Yaşamın her dönemi önemlidir, ancak çocukluk dönemi özel ilgi gerektiren bir dönemdir. Hastalıklarda erken tanıtının önemi artık herkesçe biliniyor. Çocukluk döneminde yavaş yavaş başlayan bir çok erişkin hastalığının önlenmesi bu dönemde alınan tedbirler ve erken tanı ile mümkün olmaktadır.
Obezite, diyabete uygun yaşam tarzının yerleştirilmesi , hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları…v.b rahatsızlıklar çocukluk döneminde alınacak önlemler ile engellenebilmekte ve zararları azaltılabilmektedir. Tüm bunların yapılabilmesi için ise; büyümenin yakından takip edilmesi, standart büyüme eğrilerinin değerlendirilmesi ve normal büyüme eğrilerinde oluşan sapmaların belirlenmesi gerekmektedir.
Vücut ve beyin gelişiminin en hızlı olduğu çocukluk döneminde gelişimin okul başarısını, gençlik ve erişkinlik dönemini biçimlendirdiği unutulmamalıdır. Periyodik kontrollerde ailenin de bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi için eğitim verilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki koruyucu sağlık hizmetleri çocuk döneminde ayrı önem taşır. Erken tanı ile; hastalıkların önlemlenmesinin yanı sıra zorlu ve yüksek maliyetli tedavi gereksinimlerini de azaltmaktadır. Yapılan tahlil ve tetkikler sayesinde belirti vermemiş olan hastalıkların erken tanısı konmakta ve daha başarılı tedaviler uygulanabilmektedir.
Düzenli bebeklik kontrolleri sonrasında 2 yaşından itibaren yılda en az 1 kez uzman doktorlar tarafından sağlık kontrolleri yapılmalıdır.
GÖZ YAŞINIZI TUTMAYIN!
“Gözyaşı, gözün üst tarafında bulunan gözyaşı bezi ve göz yüzeyindeki gözyaşı hücreleri tarafından üretilmektedir ve göz sağlığımız için çok önemlidir. Gözyaşı salımınının aynı zamanda hormonal faktörlerle de alakalı olduğu bilinmektedir. Örneğin, menopoz gibi hormonal değişikliklerin olduğu dönemlerde gözyaşları ile ilgili durumda değişecektir.” diye belirten Doğan Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Doktorlarından Op. Dr. Tolga BİRGÜL; sağlıklı bir gözün işlevlerini tam olarak yapabilmesi için de gözyaşının şart olduğunu ekliyor.
Gözyaşı, gözümüzün sağlığı için çok önemli bir sıvıdır. Gözümüzün yüzeyini yıkayıp temizlediği gibi, gözün dış yüzeyindeki hücrelerin de yenilenmesini sağlar. Eğer gözün temizliği bu şekilde yapılamasaydı iltihaplanma olur ve gözde ciddi hasarlar oluşabilirdi. Bunun yanı sıra göz yaşı; göze kaçan maddelerin dışarı atılmasına da yardımcı olur. Eğer gözyaşımız olmasaydı, göz kapaklarımızın sağlıklı olarak açılıp kapanması bile söz konusu olamazdı. Gözyaşının göz için büyük bir ihtiyaç olduğunu; en iyi, korneadaki rahatsızlıklarda anlayabilirsiniz. Göz, kendi kendine sulanarak kendini tedavi etmeye ve yenilemeye çalışır.
Çağın Hastalıklarından Op. DR. BİRGÜL; bazı insanlarda doğuştan veya sonradan olan rahatsızlıklar nedeniyle gözyaşı eksikliğinden kaynaklanan ''kuru göz hastalıkları''nın meydana geldiğini belirtiyor. Bu tip rahatsızlıkları olan hastaların, ağladıkları zaman bile gözlerinden yaş çıkmadığını ve iltihaplanmaların olduğunu belirten Doğan Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Doktorlarından Op. Dr. Tolga BİRGÜL, özellikle Büyükşehirlerde yaşayan insanlarda; yoğun egzoz dumanı, sanayi atıkları, ev yakıtları vb. sebeplerle yaşanan hava kirliliği nedeniyle kuru göz rahatsızlığı sıklıkla görüldüğünü belirtiyor. Bu durum tabi ki çocuklarda daha da belirgin kendini ortaya koyuyor. Bunun yanında deniz kıyısında oturan insanlar, havadaki nem nedeniyle diğer şehirdekilere göre daha şanslı durumdalar.
Sinsi Hastalık
Gözde yanma, kızarıklık, batma ve görme bozukluğu ile kendini gösteren kuru göz hastalığı kimi zaman da kendini hissettirmeden ilerleyerek kronik rahatsızlığa dönüşebilir. Doğan Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Doktorlarından Op. Dr. Tolga BİRGÜL, sağlıklı bir gözün normal şarlarda senede bir defa muayene edilmesinin önemine dikkati çekerken, gözde herhangi bir kuruma hissedildiği taktirde hiç beklemeden uzman bir göz doktoruna başvurmamızı öneriyor.