Doğan Hastanesi hastalarına sağlık hizmetinde sınır tanımıyor. Sizin için yepyeni bir hizmeti daha çatısı altına alıyor ; El ve Mikrocerrahi...
El ve Mikrocerrahi
Günlük hayatımızda hemen hemen tüm işlerimizi ellerimizi kullanarak yaparız. Bazen bir parmağımızın bile işlev görememesi zorluk çekmemize neden olur. El ile ilgili, hassas ve önemli uzun fonksiyon kaybının minimuma indirilmesi sağlanmalıdır. Bu yüzden el yaralanmaları ve sonrasındaki tedavi süreci çok önemlidir. Sağlıklı işlev görebilir hale gelene kadar hassas olan bölgenin kullanılmaması gerekir. Tedavi süresindeki adımlar önceden saptanmalı, özenle tedavi edilmelidir.
Ellerde önceden geçirilmiş yaralanmaların, fonksiyon kaybı tamamen giderilemese bile fonksiyon artışlı ameliyatlar yapılabilir. El yaralanmalarına çok sık rastlandığı düşünülürse, tedavi süreci takip edilmediği zaman ilk tedaviler geçici sonuçla veriyor olabilir. Günümüzde, kopan bir parmak yerine takılabilmekte, felç geçirip işlev göremeyen kaslara uygun kas gruplarından nakil yapılabilmektedir. Dolayısıyla yapılan tedaviden çıkan sonuçlar ne olursa olsun hastaların El Cerrahisi konusunda deneyimli bir uzmana görünmelerinde fayda var.Sinir sıkışmaları da günümüzde çok sık görülen bir hasta şikayetidir. Karpal tünel sendromu adı verilen bu rahatsızlık, parmak uçlarında uyuşukluk, sıkışıklık, sancılanma vb şikayetlerde görülür. Şikayetler hafif derecede ise önlemler alınır. Daha ağır derecede ise operasyon gerekebilir.Operasyonda sıkışan sinirler rahatlatılır, nadir de olsa başka bölgede sıkışmalara bazen rastlanabilir.
El ve Mikrocerrahi hangi hastalıklarla ilgilenir?
*El cerrahisi operasyonlarından veya tedavi sürecinden sonra uygun görülen vakalara fizik tedavi önerilebilir.
*Doğumsal el rahatsızlıkları, el cerrahisi tarafından kesin düzeltilemese bile takibe alınabilir ve tedavi sürecine girebilir.
*Tırnak zedelenmeleri, batmaları, şekil bozuklukları,
*El bileği sinir sıkışmaları, uyuşukluğu, sancıları,
*Tüm el yaralanmaları,
*Parmak kopmaları, şekil bozuklukları,
*İş kazalarındaki yaralanmalar,
*Elde meydana gelen tümörler ve kitleler el cerrahisinin uzmanlık alanı içerisine girer.
El ve Mikrocerrahi uzmanları bu konuya odaklanarak, hastalarını minimum sürede sağlığına kavuşturmayı amaçlıyor...
OKUL FOBİSİNE TATLI SERT OTORİTE
Eylül ayı yine pek çok aileye kriz yaşatıyor. Okula alışamayan çocuklar, okul kapısında annesine babasına sarılıp ağlayan çocuklar artık kanıksanan manzaralar haline geldi. Çocuğun okula alışma sürecinde, artık aileler psikiyatri uzmanlarının söylediklerine kulak veriyor. Uzmanların yaklaşımı “ailelerin kararlı olmalası” yönündedir. ” Seçimi çocuğun kendi iradesine bırakmak çocuğun okuldan uzaklaşmasına sebep olabilir. Benimseme, istemekle istememek arasında karar mekanizmasını kullanmak değil, istemediğini de yeri geldiğinde yapmakla başlar. Çocuğun okulu benimsemesi de aynıdır.
Okul fobisi; kuvvetli bir endişe nedeniyle çocuğun okula gitmeyi reddetmesi yada bu konuda isteksiz görünmesidir. Okul fobisi yaşayan çocuk okula başladığı ilk zamanlarda okula gitmek istemez; zorlamalar karşısında endişelenir; panik içine girer, midesi bulanır, kusar, başı döner, ağlar gitmemekte direnir. Bazıları zorlamalara dayanamayıp okula gitmek için yola çıkarlar, ya yarı yoldan dönerler, ya da sınıftan çıkıp eve gelmek isterler. Başlangıç bazen çok net olmayabilir ve bazı ön belirtiler ile kendini gösterebilir. Çocuk neşesiz olabilir, uykuya dalmakta güçlük çekebilir, yemek yemeyi reddedebilir, ödevlerini yapmak istemeyebilir. Özellikle sabahları çocuk baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı gibi bedensel şikayetler ile uyanır. Bu şikayetler sonunda da okula gitmek istemediğini söyler. Bunun nedeni sorulduğunda ögretmenini sevmediğini ya da ondan korktuğunu, okulda çok yorulduğunu, ögretmenin çok yazdırdığını, arkadaşlarının kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir. Bazı çocukların ise “içimde kötü bişey olacakmış gibi bir his var” dediğini duyabiliriz. Bu tür korkular yaşayan çocuklar okula gitmediklerinde evde bir problem yaşamazlar. Ancak bazı durumlarda evde de huzursuz olabilirler ve özellikle sürekli anne ile birlikte olmak isteyebilirler. Bu çocuklar kendilerini hiçbirşey ile meşgul edemezler. Belirtiler genellikle okula gitme vakti geldiğinde artar, okuldan ayrılma vakti geldiğinde azalır. Özellikle okulun ilk başladığı bir iki ay içinde yoğun bir şekilde ortaya çıkabilir.
Ailenin, çocuk okula gitmek istemediği zamanlar, evde ona rahatlık sunmaması gerekir. Örneğin; bütün gün bilgisayar başında durmasına engel olunmalı, televizyon izleme sürecini kısaltmalı. Çünkü okula gitmediği günlerde, istekleri yerine getirilirse, kendini ödüllendirilmiş hissedecektir.
GEÇİÇİ ÇÖZÜMLER YANLIŞ
Okul fobisi yaşayan çocukların eğer okula gitmeme istekleri anne babalar tarafından kabul edilirse şikayetler kendiliğinden kaybolur. Örneğin sabah yerine öglen gitmeleri önerildiğinde benzer şikayetler kısa bir zaman içinde tekrar ortaya çıkabilir. Eğer şikayetler ortaya çıktığı gün gönderilmezse aynı şikayetler bir sonraki gün okula gitme vakti geldiğinde tekrar ortaya çıkar. Yani çocuk okula ne kadar süre gönderilmezse o kadar rahat olur ve bahsedilen bedensel şikayetler de ortaya çıkmaz.
Özellikle aileyi sıkıntıya sokan bedensel şikayetlerin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak ögretmenin değiştirilmesi, okulun değiştirilmesi gibi önlemler sadece geçici bir süre için çözüm olabilir. Bu değişiklikler ile çocuklar ilk başlarda mutlu ve yeni okul ortamında keyifli görünebilirler ancak birkaç gün ya da hafta sonra evde kalma isteği ile bu yeni ortam ile ilgili de şikayelerle gelebilirler.
TATLI SERT OTORİTE
Çocuğun okulu benimsemesi için ona tatlı sert otorite uygulayın. Ne yapmak istediğini sormayın, okula giderken vedalaşmayı uzun tutumayın, gitmek istememesinin sebeplerini öğrenip onunla konuşmayı deneyin, rahatsızlıkları ile tek başına değil öğretmenleri ve uzmanlardan yardım alarak başaçıkmayı deneyin. Dayak, korkutma ve tehdit etkisiz kalacaktır sakın buna başvurmayın. Endişelenmeyin ve endişeli olduğunuzu belli etmeyin, bu onun kaygılarında haklı olduğunu gösterebilir. Eğer hala şikayetler azalmıyorsa bir uzmana danışın.
DİŞ ÇÜRÜTEN HATALARA SON
Diş hekimleri, kişilerin farkında olmadan yaptıkları hataları düzelttikleri taktirde daha sağlıklı dişlere kavuşabileceklerini söylüyor. Hataların yediklerimizden kaynaklandığını vurguluyorlar.
Daha Sağlıklı Dişler İçin Kaçınılması Gereken Hatalar:
Meyve ve sebzelerden kaçınma:
Meyve ve sebzelerin içerdiği vitaminler dişetleri için çok önemlidir. Ayrıca elma gibi sert meyve ve sebzelerin ısırılarak tüketilmesi, ön dişlerde mekanik temizliği sağlar.
Diş ipi kullanma:
Sadece diş fırçalamak ağız temizliğinde tek başına yeterli değildir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları diş ipi kullanılarak temizlenebilir.
Diş fırçalamama:
Ağız sağlığının en önemli bakımı dişleri fırçalamaktır. Dişler her yaşta, günde en az iki kez fırçalanmalıdır. Diş fırçası üç aylık periyotlarla yenilenmeli, dişler fırçalanırken fırça kuru olmalıdır.
Sigara kullanımı:
Sigara kullanımı içerdiği zararlı maddeler nedeni ile periodontal dokuların yapısına zarar verebildiği gibi dişlerin sararması, ağız kokusu ve hatta ağız kanserine kadar birçok hastalığa sebep olabilir.
Sürekli kahve molası:
Gün boyu kahve, çay içme ve atıştırma alışkanlığı, ağızda asit salgılayan bakterileri aktive ederek bu bakterilerin diş yüzeyinde yaşamasına ve dişleri çürütmesine neden olur. Çay ve kahve şekersiz tüketilmeli ya da bu içeceklerin yerine süt ve süt ürünleri tercih edilmeli, yanında atıştırılan yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
Yemek dışında tüketilen tatlı:
Tatlıların yemek öğünleri içerisinde tüketilmesi diş sağlığı için önemlidir.
Şekerli sakız çiğneme:
Sakız çiğnemek gibi bir alışkanlığınız varsa şekersiz sakızları tercih edin. Şekersiz sakız tükürük akışını hızlandırıp, ağzın temizlenmesine ve ağız içi asidin dengelenmesine yardımcı olur.
Su ihtiyacını karşılamama:
Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi şey su veya süt içmektir. Yemek sonrası içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumunu artırır.
Çiğnenemeyen tatlılar:
Sakız, yapışkanlı tatlılar ve kuruyemişten mümkün olduğunca uzak durulmalı. Yenildiği takdirde ise dişlerden arındırma işlemi titizlikle yapılmalıdır.
ACİL SERVİS NEDEN ÖNEMLİDİR
ACİL; Tıbbi anlamda hastanın fiziksel ya da duygusal yönden tehlike içinde bulunduğuna inanılmasıdır.İnsan yeryüzünde var olduğundan beri kaza geçiriyor ya da acil müdahaleyi gerektiren sorunlar yaşıyor. Bu da acil müdahaleler içinde bir birimin gerekliliğini doğurmaktadır. Bu gereksinimin sonucunda “acil servis” devreye girmektedir.
Acil tıp, tıp biliminin hem en eski hem en yeni dallarından biri, ancak tıpta bir bölüm olarak resmen kabulü 1960'lı yıllara rastlıyor. Günümüzde de ilerleyen teknolojiyle birlikte acil tıp her türlü hızla yapılması gereken tedavi sürecini desteklemektedir. Yüzyıl öncesinde cahilce yapılan acil müdahaleler yerini profesyonel yardıma bırakmıştır. İlerleyen teknoloji ve buna bağlı olarak gelişen tıp, insan ömrünü uzatmış bulunuyor. Dolayısıyla, sağlık hizmetlerinde acil servisin payı da gittikçe artıyor. Bu bağlamda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, talep karşısındaki arzı, çağın koşullarına göre düzenlemek üzere önemli adımlar atılıyor.
Acil sağlık ekibinin sürekli olarak yaptığı iş, kriz durumunu yönetmek ve hasta için uygun olan en etkin girişimi en kısa zamanda yapmaktır. Bu durumda verilen hizmet üst solunum yolu enfeksiyonundan, hayatı tehdit eden kanamalı bir yaralanmaya, ayak bileği burkulmasından kalp krizine kadar geniş bir yelpazeye yayılır. Ayrıca olağanüstü durumlarda, doğal afetlerde verilen sağlık hizmeti de acil sağlık hizmeti içinde değerlendirilir.
Acil sağlık hizmeti, hastane organizasyonu içinde önemli bir yer tutuyor. Acil servis ile laboratuvar, görüntüleme birimleri ve konsültanların eşgüdümlü çalışması ve bu uyumun acil olguların değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine yansıması, hastanenin hizmet kalitesini artırıyor. Acil servislerin gereksinimleri karşılayacak tarzda düzenlenmesi önemlidir. Hastaların ciddiyetine göre özelleşmiş koşulları barındıran, yeniden canlandırma odası, müdahale odası, ayaktan muayene poliklinik odası, müşahede odası gibi farklı bölümlerden oluşması hastanın, daha acilden içeri alınırken uygun bölüme yönlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Trafik kazasında yaralanan bireyi, kalp krizi geçireni ya da zehirlenen bir kişiyi hayata döndürmek çoğu zaman saniyelerin rol oynadığı bir süreçtir. Örneğin, ana damarlardaki bir kanama, bir insanı 5-6 dakika içinde öldürebiliyor. Duran bir kalbi yeniden çalıştırmak için, 3-4 dakika içinde mutlaka müdahale edilmesi gerekiyor. Bu süre geçtiği takdirde, oksijensiz kalan beyinde çok ciddi ve geri dönüşümü çok zor zararlar oluşuyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, günümüzde kalp krizi geçiren kişilerin, ne yazık ki sadece yüzde 50'si hastaneye canlı olarak yetiştirilebiliyor. Kısacası, hayatta kalma savaşından galip çıkmak büyük ölçüde ilk müdahalenin hızla yapılmasına bağlı. Yine Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamış olduğu rakamlara göre, ölümcül bir rahatsızlığı olan kişi, eğer 5 dakika içinde hastaneye yetiştirilirse, yüzde 70 oranında kurtarılabiliyor. Bu oran 25 dakika içinde yüzde 50'ye, bir saat içinde ise ne yazık ki sıfıra düşüyor. Bunun için bizler, olayın ya da kazanın oluşumunu izleyen ilk dakikaları "altın saatler" olarak tanımlıyoruz. Çünkü bu saatler içinde müdahale edildiği takdirde, beyin, kalp, akciğerler müdahaleden önce ya da sonra kendi çalışma ritimlerine dönebiliyorlar. Böylelikle bir hayat daha ellerimizde tekrar can buluyor.
Gelişmiş tıbbi cihazlarla donanmış acil ünitemizde, uzman sağlık kadromuz hızlı ve etkin müdahale gerektiren hastalara yaşam güvencesi sağlamaktadır. Yılın 365 günü, 24 saat hizmet sunan Doğan Hastanesi Acil Ünitesi; yeniden canlandırma odası, acil müdahale odası, acil poliklinik odaları, 6 yataklı acil müşahede odası olmak üzere 4 bölümden oluşmaktadır. Acil polikliniğimizde travma ve kaza cerrahisi, yanıkların ve yaralanmaların acil müdahaleleri yapılmaktadır.
Ambulans hizmetimiz ve uzman kadromuz 24 saat hizmet vermektedir.