dogan hastanesi logo
Site Haritası
 
 

 
     
 
Doğan e-bülten  
 
 Geçmiş Bültenleri okumak için ilgili ay üzerine tıklayın.
 
2010 Yılı Bültenleri
   
2009 Yılı Bültenleri
2008 Yılı Bültenleri
2007 Yılı Bültenleri


Aralık 2007

. Kurban Bayramında Et Tüketimine Dikkat!
. Katarakt Nedir?
. Huzursuz Bacak Sendromu


Kurban Bayramında Et Tüketimine Dikkat!

Kurban Bayramının gelmesiyle birlikte sindirimi en zor besinlerden biri olan etin tüketimi artacaktır. Özellikle yağlı etlerin, kolesterol ve doymuş yağ oranı yüksek olduğu için yüksek tansiyonu,şeker hastalığı ve kalp/damar hastalığı bulunan kişilerin Kurban Bayram’da az yağlı veya yağsız etleri tercih etmeleri ve tüketimde aşırıya kaçmamaları sağlıklıkları açısından uygun olacaktır.
Kronik hastalıkları olan ve risk grubunda bulunan kişiler için kurban bayramı tehlikeli olabilmektedir. Kalp/Koroner arter hastaları, şeker hastaları,tansiyon hastaları ve böbrek hastaları risk altındadır.
Fazla Et Yenmesinin Zararları nelerdir?
Etin içeriğinde; doymuş yağları bulundurması sebebi ile aşırı miktarlarda tüketilmesi kan yağlarının yükselmesine bağlı olarak Kalp ve Damar hastalıklarına sebep olabilir.
Fazla tüketim sonucunda kan basıncı artacağından dolayı tansiyon yüklenmesi gerçekleşebilir.
Et, sindirimi zor olan bir besin öğesidir. Bu nedenle de aşırı miktarlarda et tüketimi sindirimi güçleştireceğinden mide problemi olan kişilerin aşırı miktarlarda et tüketmesi sakıncalıdır
Etin kavurma ve kızartma yöntemi ile pişirilerek yenilmesi mide asidini arttırarak kabızlık gibi rahatsızlıklara neden olacaktır.
Kırmızı et, aşırı tüketilmesi halinde vücutta fazla demir yüklenmesine neden olacaktır. Ancak fazla demir oranı vücuttaki kalsiyumun idrarla birlikte atılmasına neden olacaktır. Yine aşırı et tüketilmesi, şişmanlık,insülin ve metabolizma dengesi bozulacağından diyabet gözlenebilir.
Bu sebeplerden dolayı;
* Aşırı et tüketiminden kaçınılması,
* Et tüketimi ile birlikte sebze tüketimine ağırlık verilmesi,
* Etlerin yağlı kısımlarının tüketilmemesi ayrıca iç yağların yemeklerde kullanılmaması,
sağlıklı beslenme açısından dikkat edilmesi gereken unsurlardır.
Kurban Eti Kesildikten Ne Kadar Sonra Tüketilmelidir?
Kurban Bayramında yeni kesilmiş etlerin tüketimine dikkat edilmelidir çünkü yeni kesilmiş  etlerin sert oluşu sindirimi zorlaştıracaktır. Yeni kesilmiş olan etlerin pişirilmesi oldukça güçtür. Bu sebeplerden dolayı kurban eti kesildikten hemen sonra tüketilmemelidir. Etlerin buzdolabında en az 24 saat bekletilip uygun pişirme yöntemleri kullanılarak tüketilmesi mide ve bağırsak sağlığı için uygun olacaktır.
Ayrıca etler buzlukta birkaç hafta boyunca saklanılabilir.
Eti Uygun Pişirme Yöntemleri Nelerdir?
Etin tüketim miktarı kadar pişirme yöntemlerinin de önemi vardır. Etlerin kızartılması ve kavurması besin öğelerinde kayıplara sebep olabileceği gibi fazla miktarda yağ tüketilmesine ve sağlık sorunlarının oluşmasına yol açabilmektedir. Bu sebepten dolayı etlerin haşlama, buğulama veya ızgara şeklinde pişirildikten sonra  tüketilmesi yararlı olacaktır.
Izgarada direkt ateşe maruz ve çok pişirilerek yanma noktasına gelen etlerde kanserojen maddeler oluşmaktadır. Oluşan bu kanserojen maddeler vücudumuzun hücre yapısında değişikliklere neden olurlar.
Kurban Eti Nasıl Saklanmalıdır?
Kurban etleri, birer tüketimlik halinde buzdolabı poşetine konularak kaldırılmalıdır.  0-2 santigrat derecede 3-5 gün, buzlukta birkaç hafta, -18 derecede ise 3 ay saklanabilir. Donmuş etler buzdolabı gibi soğuk yerlerde çözdürülmelidir. Ancak et çözdürüldükten sonra tekrar dondurulması tehlikelidir. Çözdürme sırasında et üzerindeki mikro organizmaların üremesine neden olacaktır. Tekrar dondurulan et üzerinde üreyen mikro organizma miktarı artar.

 
 
Katarakt Nedir?

Gözlük numarasındaki hızlı ve ani artışlar, bakılan yerde gölgeler görme, renkleri zor ve soluk algılama kataraktın en önemli belirtileridir.
Katarakt kalıcı körlüğe neden olur mu?
Katarakt şeffaf olan lensin, matlaşmaya başlayarak gözün önünde görme netliğini bozan bir sis perdesinin oluşması gibidir. Gözün bölümleri kamera parçalarına benzer. Gözde de tıpkı kameraların içindeki gibi lensler bulunur. Fotoğraf makinesinin lensi lekeli olduğunda ya da çizildiğinde fotoğrafın bulanık olması gibi, insan gözündeki katarakt sonucunda da  lens saydamlığını yitirir. Bu durum görüntüyü bulanıklaştırır ve hastalarda görmede bulanıklara neden olur. Ancak katarakt konusunda bazı yanlış anlamalar vardır. Katarakt göz üzerindeki bir film değildir ve gözü fazla kullanmamaktan oluşmaz. Ayrıca kalıcı körlüğe ve kansere de yol açmamaktadır.
Belirtileri nelerdir?
Kataraktın en önemli belirtisi hastanın görme fonksiyonlarında meydana gelen değişikliktir. Bu değişiklik uzağı görememe, yakını görememe şeklinde olabilir.  Ya da daha önce kullanılan gözlüklerle net görememe biçiminde ortaya çıkabilir. Hasta baktığı yerlerde gölgeler görüp, renkleri ayırt edemez. Renkler zor veya mat olarak algılanır; özellikle mavi renk konusunda hasta sorunlar yaşar. Bazı hastaların geceleri şikayetleri daha da artar; görmede zorluk veya gece körlüğü belirgindir. Gece karanlığında araba kullananlarda ışıklar etrafında renkli halkalar oluşur. Bunların yanı sıra çift görme, şekilsiz ve bulanık görme, kontakt lens veya gözlük numaralarının sık sık değişmesi, derinlik hissinin kaybı, göz yorgunluğu ve baş ağrısı gibi belirtiler vardır. Ayrıca bakıldığı yerde siyah lekeler, gölgeler görme gibi şikayetler bize kataraktı düşündürür.
Kataraktı etkileyen faktörler nelerdir?
Diğer göz rahatsızlıkları, şeker, tansiyon gibi bazı hastalıklar kataraktın ortaya çıkışını kolaylaştırabilir. Örneğin; yüksek miyopisi olanlarda katarakt daha fazla görülür. Göz tansiyonu olanlarda veya çiftçiler gibi ışığa maruz kalanlarda katarakt kolay ortaya çıkar. Isı da katarakt üzerinde önemli rol oynaması sebebiyle; fırıncılarda, demir dövme işiyle uğraşanlarda ya da aşırı ısıya maruz kalan mesleklere sahip olanlarda katarakta sık rastlanır. Yapılan araştırmalara göre kadınlarda ve zencilerde katarakt daha fazla görülmektedir.
Göze darbe gelmesi, iğne, çivi, diken batması gibi kuvvetli bir travmanın hemen arkasından katarakt gelişebilir. Travmanın şiddetine göre etkisinde artış olur. Eğer travma büyükse katarakt hızla büyüyebilir.
Normal görme düzeyine sahip görmeyi %100 diye değerlendirirsek, katarakt oluştuğu zaman bu oran %10’a düşebilir. Ama bu kataraktın derecesine göre değişir. Bazen görme kaybı %90’da da kalabilir.
Nasıl teşhis edilir?
Öncelikli olarak hasta detaylı bir muayeneden geçirildikten sonra;gözün bütün bölümleri önden arkaya doğru değerlendirilir. İncelemeler en önde bulunan kornea denilen cam tabakanın incelenmesinden başlayarak arkasında bulunan göz merceğinin incelenmesiyle devam eder. Gözün renkli kısımları ise ilaçlarla genişletildikten sonra, göz merceği detaylı olarak muayene edilir. Hastalardaki görme azlığının altında yatan sebepler araştırılarak rahatsızlığın katarakt olup olmadığı kesinleştirilir.
Her katarakt hastası  mutlaka ameliyat olmalı mı?
Burada önemli olan kataraktın kişinin araba kullanmasını, gazete okumasını engelleme durumudur.Bazı hastalarda katarakt sadece %10 görme sorunu olsa bile günlük hayatı etkileyebilmektedir.
Ameliyatta FAKO denilen yöntem kullanılmaktadır. Bu tedavinin özelliği; yaklaşık 3 milimetrelik bir keseden göz içine girilerek özel ses dalgalarıyla çalışan bir aletle gözün içinde saydamlığını kaybetmiş,sertleşmiş kataraktın parçalanmasıdır. Daha sonra küçük bir çubuk yardımıyla parçalanan saydam tabakanın fazlalığı emilir. Emilme işleminden sonra içi boşalmış bir kese kalır ve bu keseye katlanabilir, özel mercekler yerleştirilir. FAKO yönteminin en büyük avantajı erken dönemde görme netliğini sağlamasıdır.
Kaç çeşit  anestezi yöntemi kullanılmaktadır?
Genel anestezi, lokal anestezi ve damla anestezi olmak üzere üç çeşit anestezi yöntemi kullanılır. Hastalarımızın %90’ında çok pratik bir yöntem olan damla anestezi yöntemi kullanılmaktadır. Bu anestezi türünde göze damla damlatılarak gözün uyuşması sağlanır. Bazı hastalarda gözün etrafına birkaç tane iğne yapılarak uygulanan lokal anestezi tercih edilir. Daha genç hastalarda ise genel anestezi uygulanmaktadır.
Ameliyat süresi nedir?
Normal bir FAKO ameliyatı yaklaşık 15-20 dakika sürmektedir. Ameliyat öncesinde detaylı bir inceleme yapıldığı için hastaların en az yarım günlerini ayıracak şekilde hastaneye gelmeleri gerekir.
Hasta ameliyattan sonra neler yapmalı?
Hastanın gözü, herhangi bir enfeksiyon riskine karşı ameliyatın ertesi günü yapılan pansumana kadar mutlaka kapalı kalmalıdır. Ameliyattan bir saat sonra hasta kendisini iyi hisseder ise taburcu edilir. Hastanın ertesi güne kadar herhangi bir ilaç kullanmasına gerek kalmadan sadece bazı ağrı kesicileri alması yeterli olur. Taburcu olan hasta bir gün sonra hastaneye gelir ve gözü açılır, ilk damlaları koyulduktan sonra hastaya ilaçlarını nasıl kullanacağı hakkında bilgi verilir.
Birinci hafta göze, kirli elle dokunulmaması, sabunlu su kaçırılmaması, gözün şiddetli bir şekilde ovulmaması gerekir. Ameliyat sonrasında gözde meydana gelen sulanmalar göze yakın bir yerden değil de yanaktan silinmelidir. Bir hafta boyunca hasta banyo yapmaktan kaçınmalıdır.
Kataraktın başarı oranı?
Görmenin artışı, görme derecesine bağlı olarak değişmektedir. Hastanın ameliyat öncesi görmesi çok düşük ise, örneğin %10’a kadar düşmüş ise ameliyat sonrası  %60-70’lere kadar çıkabilmektedir.

 
 
Huzursuz Bacak Sendromu

Hareketsiz kalındığında veya uykuda git gide artan rahatsızlık, sıkıntı,karıncalanma, uyuşma ve tarif edilemez huzursuzluk ile kendini gösteren “Huzursuz Bacak Sendromu” genellikle 100 kişiden üçünde görülen nörolojik bir hastalıktır. Genellikle bacaklarda hissedilen ancak diğer uzuvlarda da görülebilen “Husursuz Bacak Sendromun”da hastalar, şikayetlerini hareket ile azaltma eğilimi içinde olduklarından dolayı  engellenemez şekilde bacaklarını oynatma ihtiyacı hissederler.
Genellikle romatizmal hastalıklarla karıştırılan huzursuz bacak sendromunun en büyük ayırıcı özelliği ağrının hareketle azalması ve istirahat halinde tekrardan başlamasıdır.
Hastalığın Belirtileri

  • Bacaklarda görülen rahatsızlık hissini gidermek için hareket ettirme isteği,
  • Rahatsızlığın karıncalanma,gerilme,ağrı,kaşıntı,iğnelenme şeklinde ortaya çıkması (yürümek yada egzersiz rahatsızlık hissini geçici olarak azaltır)
  • Sabah erken saatlerde en düşük seviyede, gece ise en yüksek düzeyde olması,
  • Konsantrasyon bozukluğu,
  • Sabah uyanıldığında yorgunluk hissi,
  • Çabuk sinirlenme.

Hastalığın Ortaya Çıkış Nedenleri

  • Hastalığa yakananların yaklaşık olarak %20’sinde demir eksiliği olduğu bilinmektedir.
  • Diyabet,
  • Hamilelik,
  • Uyku apnesi,
  • Varis,
  • Tirodin aşırı çalışması veya yetmezliği,
  • Üremi,
  • Çölyak hastalığı,
  • Depresyon ilaçları,
  • Böbrek yetmezliği,
  • Parkinson gibi durumlar hastalığın ortaya çıkmasını tetkikleyen faktörler arasındadır.

Hastalığın Görülme Sıklığı
Huzursuz Bacak Sendromu belirli bir yaşta ortaya çıkmamasının yanı sıra başlama yaşı yaklaşık 27 olarak bilinir ancak yaşın ilerlemesiyle birlite görülme sıklığı ve ağrı şiddetinde artış olmaya başlar. Hastalığa genellikle 40 ve 50’li yaşlarda daha sık rastlanır.
Hastalığın görülme sıklığı ise Türkiye’de yaklaşık %5 oranındadır.
Hastalığın Tedavi Yöntemleri
Tedavide başarılı olabilmek için bu hastalığın tanısını doğru koymak gerekir. Hastanın huzursuz bacak sendromunun altında yatan kansızlık, şeker hastalığı gibi farklı rahatsızlıklar var ise öncelikle bu rahatsızlıkların tedavi edilmesi gerekmektedir. 
Huzursuz bacak sendromu olan kişinin bacaklarını hareket ettirmesi, yataktan kalkıp dolaşması ya da masaj yapması, kısa süreli de olsa bir rahatlama sağlar. Ancak bu yöntemler sorunu geçici olarak gidermektedir.
Hastaların Dikkat Etmesi Gerekenler
Uyku saatinin düzenli olması,
Yemek saatlerine dikkat edilmesi,
Spor yapma alışkanlığının kazanılması,
Bacaklara yönelik  masaj yapılması,
Sıcak soğuk su uygulaması,
Dar çorap ve pantolon giyilmesi,
Bacakların elastik bandaj ile sarılması,
Taze badem yenilmesi,
Yeşil çay içilmesi,
Potasyum,magnezyum,B12,E vitamini,kalsiyum alınması,
Alkol ve sigara kullanılmaması,
Kahve içilmemesi hastalıktan korunma veya tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlardır.
Ayrıca stresten kaynaklanan rahatsızlıklarda yoga ve meditasyon olumlu sonuçlar doğurabilir.